Kredi ve Yurtlar Bakanlığı Gerçeği…

Kredi ve Yurtlar Bakanlığı Gerçeği…

Türkiye’de gençlik ve spor politikaları yıllardır aynı yapısal sorunların içinde debelenip duruyor. Bunun en somut örneklerinden biri de bugün resmi adı Gençlik ve Spor Bakanlığı olan yapının fiili işleyişidir. Çünkü sahaya baktığınızda bu kurumun önceliğinin spor değil, büyük ölçüde Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü olduğu çok açık görülüyor.

Bugün Türkiye’de milyonlarca öğrencinin barınma ve kredi işleri bu kurum üzerinden yürütülüyor. Elbette bu hizmetler son derece önemli. Ancak sorun şu ki, bu kadar büyük ve karmaşık bir alanın aynı çatı altında bulunması, spor yönetimini adeta ikinci plana itmiş durumdadır.

Merkezden taşraya kadar teşkilatın ana görevi Kredi yurtların işleriyle meşgul olmaktır.

Bir düşünelim…

Adı spor olan bir bakanlıkta spor gündemi çoğu zaman geri planda kalıyorsa, burada ciddi bir yapısal sorun var demektir. Teşkilatın büyük bölümü kredi, yurt, ihale, inşaat, barınma ve idari işlerle meşgul. Spor ise çoğu zaman bürokrasinin en arka rafına bırakılmış durumda.

Sonuç mu?

Teşkilatta Anadolu deyimiyle tam anlamıyla “kim kime, dum duma” hali yaşanıyor.

Stratejik spor politikası yok, Uzun vadeli planlama yok, Hesap veren bir sistem yok. Olimpiyatlar biter, sessizlik başlar.

Bir süre sonra Paralimpik Oyunlar gündeme gelir.

“Biz neden burada yokuz?” diyen yok.

Bu boşluk ortamında spor yönetimi ve federasyonlarının önemli bir bölümü de kendi konfor alanlarını daha çok tahkim etme ve korumayı tercih ediyor. Çünkü güçlü bir denetim ve vizyon olmayınca sistem doğal olarak atalete sürükleniyor.

Performans sorgulanmıyor,Başarı ölçülmüyor, Planlama yapılmuyor. Birçok federasyon için olimpiyat dönemi birkaç aylık heyecandan ibaret hale geliyor. Oysa spor vizyon, bilim, planlama ve güçlü bir yönetim kültürü gerektirir.

Belki de artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı geldi. Kredi ve yurt hizmetleri gerçekten spor bakanlığının işi mi?

Dünyadaki birçok örnekte öğrenci barınma ve kredi sistemleri eğitim kurumlarının bünyesinde yürütülür. Türkiye’de de Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü gibi dev bir yapının ya Milli Eğitim Bakanlığı bünyesine ya da Yükseköğretim Kurulu çatısına bağlanması çok daha rasyonel bir model olabilir.

Böyle bir düzenleme iki önemli sonuç doğurur

Öğrenci hizmetleri eğitim sistemiyle daha uyumlu hale gelir. Spor yönetimi nihayet gerçek işine odaklanabilir.

Türkiye spor alanında gerçek bir sıçrama yapmak istiyorsa önce yönetim modelini tartışmalıdır. Çünkü spor sadece tesis yapmak değildir. Spor sadece bütçe artırmak da değildir.

Spor vizyon, bilimsel planlama, güçlü antrenör eğitimi ve hesap verebilir yönetim demektir.

Eğer bir ülkede sporun kaderi bürokratik karmaşanın içinde kayboluyorsa, orada olimpiyat madalyası da tesadüfe dönüşür.

Ahmet Ak

Yorum Gönder