Türk Spor Yönetiminde Çoklu Görev Hastalığı…
0 yorumlar
Türk spor yönetiminde uzun süredir dikkat çeken ama yeterince tartışılmayan bir mesele var “Üst düzey yöneticilerin, kendi asli görevlerinde somut bir başarı ortaya koyamamışken ikinci, üçüncü hatta beşinci görevlere talip olması.”
İlk bakışta bu durum bireysel bir tercih gibi görülebilir. Ancak derine indiğimizde bunun bir tercih değil, yapısal bir sorunun yansıması olduğu açıkça görülür.
Şimdi konuyu netleştirelim…
Bir yönetici düşünelim.
Elindeki birincil görevde ölçülebilir bir sonuç yok. Kurumsal bir dönüşüm yok. Kurulmuş bir sistem yok. Buna rağmen yeni görevler için istek var, ısrar var.
Peki neden?
Bir işi başaramamış bir kişi, neden daha fazlasını yapmak ister?
Cevap basit: Daha fazla üretmek için değil, daha fazla yetki, daha fazla görünürlük ve daha fazla güç için.
Çünkü sistem, başarıyı değil pozisyonu ödüllendirdiğinde, görevler sorumluluk olmaktan çıkar ve unvana dönüşür. Bu noktadan sonra çoklu görev, bir istisna değil sistemin doğal sonucu haline gelir.
Ancak sorun bununla da sınırlı değildir. Eğer bir sistemde performans ölçülmüyorsa, kim ne üretti diye bakılmaz kim hangi koltukta oturuyor ona bakılır. Hesap sorulmayan bir yerde görev sayısı artar, ama etki azalır.
Gerçekte olan şey ise,
sorumluluk dağılır, etkinlik düşer, kalite zayıflar.Buna bir de liyakat yerine ilişki ağlarının belirleyici olduğu yapı eklendiğinde tablo tamamlanır. Görevler uzmanlığa göre değil, yakınlığa göre dağıtıldığında, bir kişinin birçok koltukta oturması normalleşir. Artık amaç üretmek değil, sistem içinde yer tutmaktır.
Peki bunun bedeli nedir?
İlk sonuç, odak kaybı.
Bir yönetici aynı anda birçok işi yürütüyorsa, hiçbirine tam odaklanamaz. Strateji üretmesi gereken yerde günü kurtarır. Uzun vadeli planlama yerini kısa vadeli reflekslere bırakır. Sonrası ise, kaçınılmazdır. Verim düşer, sorunlar büyür. Çünkü yönetim kapasitesi sınırsız değildir. Dikkat bölünür, zaman dağılır, enerji tükenir ve kalite düşer.
Ama emin olun ki, asıl sorun daha derindedir.
Yetki merkezde toplandıkça alt yapılar zayıflar,
Federasyonlar, kulüpler ve teknik yapılar işlevsizleşir, Sistem kişilere bağımlı hale gelir. Oysa spor, kişilerden ziyade kurumlarla büyür.
Ve.. şimdi gelelim asıl soruya…
Uluslararası spor arenasında yeterince varlık gösteremezken,
neden her koltukta oturmaya talibiz?
Bu koltuk hırsının küçük bir kısmını şu sorulara ayırsaydık, bugün farklı bir yerde olmaz mıydık?
2024 Paris Olimpiyatları’nda neden 64. olduk?
2026 Kış Olimpiyatları’nda neden ortada yokuz?
Sporun altyapısı neden zayıflıyor?
Kulüpler neden ayakta kalamıyor?
Taşrada spor neden geriliyor?
Taşrada kuruma vekalet eden yönetici sayısı neden %50’nin üstünde?
Merkez üst yinetiminde neden hala onlarca yönetici vekaletle görev yapiyor?
Ayrılan kaynaklar neden verimli kullanılmıyor?
Neden liyakat sağlanamıyor?
Ve en önemlisi, neden başarı üretemiyoruz?
Eğer bu sorular, görev biriktirme isteğinin çok küçük bir kısmı kadar ciddiyetle ele alınsaydı, bugün çok daha güçlü bir spor yapısından söz edebilirdik.
Tekrar ana konumuza dönelim…
Çoklu görev anlayışı, hesap verebilirliği ortadan kaldırır. Bir kişi birçok roldeyse, başarısızlığın sorumlusu da belirsizleşir. Bu da yönetim kalitesini doğrudan düşürür. Bu yüzden mesele görev sayısı değil yönetim anlayışıdır. Gerçek liderlik, çok iş yapmak değil az işi doğru yapmaktır.
Güçlü yöneticiler yetkiyi toplamaz, dağıtır, sistemi kendine bağımlı kılmaz, kurar ve sürdürülebilir hale getirir. Çünkü bilirler ki başarı, bireysel çabalarfan öte sağlam sistemlerle gelir.
Bugün Türk sporunun ihtiyacı da tam olarak budur. Daha fazla koltukta oturan yöneticiler değil,
bulunduğu koltuğun hakkını veren yöneticiler.
Yetkiyi toplayan değil paylaşan, kontrol eden değil sistem kuran bir anlayış.
Çünkü, gerçek şu ki, Bir yönetici aynı anda birçok işi yapıyorsa, bu bir güç göstergesinden ziyade bir yönetim zaafıdır. Spor yönetimi unvan biriktirme alanı değil, sonuç üretme alanıdır.
Ve artık, Türk sporunun cevaplanması gereken esas soru, bir kişinin daha fazla koltuğa mı ihtiyacı var, yoksa o koltukları dolduracak gerçek yöneticilere mi?
Ahmet Ak
” Kalın Sağlıcakla”