Bağırma: Bu koçluk yaklaşımı modern spor biliminde geçerli midir?

Bağırma: Bu koçluk yaklaşımı modern spor biliminde geçerli midir?

Bağırma: Bu koçluk yaklaşımı modern spor biliminde geçerli midir?
Kaynak,: Brian Mccormck
Spor ortamlarında antrenörlerin sporculara bağırmasının meşru bir koçluk davranışı olup olmadığı, uzun süredir tartışılan bir konudur. Bu yaklaşımı savunanlar, genellikle geçmişte başarı elde etmiş “sert” antrenörleri örnek göstererek bağırmanın motivasyonel bir araç olduğunu ileri sürmektedir. Karşıt görüş ise, modern sporun değişen sporcu profili, öğrenme kuramları ve psikososyal ihtiyaçlar bağlamında bu yöntemin sorgulanması gerektiğini savunmaktadır.
Öncelikle kavramsal bir ayrım yapmak gerekir. Sürekli bağırmak bir koçluk tarzı değildir. Literatürde koçluk tarzları, otoriter, demokratik, dönüştürücü veya sporcu merkezli gibi çerçevelerle tanımlanır (Côté & Gilbert, 2009). Bağırma ise bir davranış ya da anlık duygusal tepki olarak değerlendirilir. Bu nedenle tartışma, bağırmanın varlığından çok bağlamı, sıklığı, hedefi ve güç ilişkisi içindeki konumu üzerinden yürütülmelidir.
Araştırmalar, antrenör, sporcu ilişkisinin doğası gereği asimetrik bir güç dengesine sahip olduğunu ortaya koymaktadır (Jowett, 2005). Bu bağlamda, koçun sporcuya bağırması ile sporcunun koçuna bağırması aynı etik ve pedagojik zeminde değerlendirilemez. Spor kültürü, sporcudan koçuna saygı beklerken, koçun sporcuya yönelik sert davranışlarını çoğu zaman “disiplin” ya da “tutku” olarak meşrulaştırmaktadır. Bu durum, güç dengesizliğinin normalleştirilmesine yol açmaktadır.
Zorbalık literatüründe kabul gören tanıma göre zorbalık “Güç dengesizliğinin bulunduğu bir ilişkide, zaman içinde tekrarlanan ve mağdurda psikolojik zarar yaratan saldırgan davranışlardır” (Olweus, 1993).
Bu tanım bağlamında bağırma, tekil ve bağlamsal bir olay olduğunda zorbalık olarak nitelendirilmeyebilir. Ancak davranış süreklilik kazandığında, kişiyi hedef aldığında ve korku, utanç, kaygı gibi duygusal tepkilere yol açtığında, pedagojik sınır aşılmış olur.
Spor psikolojisi alanındaki çalışmalar, motivasyon ile duygusal istismar arasındaki çizginin öznel deneyimle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir (Stirling & Kerr, 2009).
Aynı davranış bir sporcu tarafından motive edici olarak algılanabilirken, bir başka sporcu için yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Bu durum, öznel deneyimin göz ardı edilemeyeceğini ancak tek başına da yeterli ölçüt olmadığını göstermektedir.
Bu noktada belirleyici unsur tutarlılıktır. Sürekli bağırılan, aşağılanan veya tehdit edilen sporcuların özgüven kaybı, performans düşüşü, tükenmişlik ve spordan kopma yaşama olasılıklarının anlamlı düzeyde arttığı bilinmektedir (Gervis & Dunn, 2004).
Bu tür ortamlar, öğrenmeyi ve gelişimi desteklemekten çok, korkuya dayalı uyumu teşvik eder. Modern koçluk literatürü, duygusal zekânın etkili liderliğin temel bileşenlerinden biri olduğunu vurgular (Goleman, 1998).
Duygusal zekaya sahip bir antrenör her sporcunun farklı öğrenme ve motive olma biçimleri olduğunu bilir, davranışlarının sporcu üzerindeki etkisini gözlemler, gerektiğinde yöntemini değiştirir.
Bir sporcu, koçun bağırmasından zarar gördüğünü ifade etmesine rağmen antrenör bu geri bildirimi dikkate almıyor ve davranışını sürdürüyorsa, bu durum artık performans artırma amacı taşıyan bir müdahale değil, güce dayalı bir kontrol mekanizması haline gelir.
Netice olarak, modern spor biliminde etkili koçluk sesin yüksekliğiyle değil, ilişkinin niteliği, öğrenme ortamının güvenliği ve sporcunun bütüncül gelişimi ile tanımlanmaktadır.
Bağırmak kısa vadede itaat sağlayabilir ancak uzun vadede güveni, içsel motivasyonu ve sürdürülebilir performansı zayıflatır. Modern çağda başarılı koçluk, otoriteyi korkuyla değil güven, tutarlılık ve pedagojik bilinçle inşa edebilmektir.
Ahmet Ak

Yorum Gönder