Ahmet Ak Türkiye’de spor kültürü ve gelişim zihniyeti çatışması…
Türkiye’de spor, uzun yıllardır başarı, madalya ve skor merkezli bir anlayışla ele alınmaktadır. Bu yaklaşım kısa vadeli sonuçları yüceltirken öğrenme, gelişim ve sürdürülebilir performans gibi kavramları arka plana itmiştir. Oysa modern spor bilimleri, kalıcı başarının temelinde gelişim odaklı zihniyetin yer aldığını açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye’de spor kültürü ile gelişim zihniyeti arasındaki temel çatışma da tam olarak bu noktada başlamaktadır.
Türkiye’de spor sistemi, erken yaşlardan itibaren eleme ve etiketleme üzerine kuruludur. “Yetenekli / yeteneksiz”, “başarılı / başarısız” gibi keskin ayrımlar, sporcuların gelişim süreçleri tamamlanmadan yapılmaktadır. Bu kültürde hata, öğrenmenin doğal bir parçası olarak değil cezalandırılması gereken bir kusur olarak görülür.
Sonuç odaklı bu yapı, sporcuyu risk almaktan uzaklaştırır ve kaybetmenin maliyetini yükseltir. Kaybeden yalnızca bir müsabakayı değil, çoğu zaman sistem içindeki yerini de kaybeder. Bu durum sporcuları gelişime açık davranışlar yerine güvenli ve alışılmış kalıplara yöneltir. Deneme, yanılma ve sabır gibi gelişim zihniyetinin temel unsurları bu ortamda karşılık bulamaz.
Türk sporunda gelişim zihniyeti, bireysel bir tercih değil, kurumsal bir iklim meselesidir. Ancak Türkiye’de spor yönetimi büyük ölçüde sabit zihniyet üzerine inşa edilmiştir. Başarı çoğu zaman doğuştan yetenekle açıklanmaya çalışılırken, başarısızlık bireysel eksikliklere indirgenir. Sistem kendini sorgulamak yerine bireyi sorgulamayı tercih eder.
Bu yapı içinde antrenörler de sürekli kazanmak zorunda bırakılır. Çünkü sistem onlardan gelişim değil, sonuç bekler. Bu baskı, antrenörleri kısa vadeli çözümlere yönlendirir. Erken uzmanlaşma, aşırı yüklenme, riskten kaçınma ve hataya toleranssızlık. Böylece gelişim zihniyetini beslemesi gereken antrenörler, farkında olmadan gelişimin önündeki en büyük engellerden birine dönüşür.
Bu aşamadan sonra hata kültürü ve güven sorunu derinleşir. Spor ortamları çoğu zaman yüksek kaygı ve düşük güven üretir. Hata yapan sporcu uyarılır, etiketlenir ya da oyunun dışına itilir. Hata, bir öğrenme fırsatı değil, bir tehdit olarak algılanır.
Bu durum yalnızca sporcuları değil, antrenörleri ve yöneticileri de etkiler. Kimse hata yapma riskini almak istemez. Yenilikten kaçınılır, alışılmış yöntemler kutsallaştırılır. Böylece spor kültürü, öğrenen bir yapı olmaktan çıkarak kendini tekrar eden bir döngüye dönüşür.
Türkiye’de başarı çoğu zaman tek bir göstergeyle ölçülür “madalya” Bu yaklaşım, gelişimi görünmez kılar. Oysa gelişim zihniyeti, başarıyı yalnızca sonuca değil sürece de yayar. Bireysel ilerlemeyi, öğrenmeyi ve karakter gelişimini başarı tanımının içine dahil eder.
Madalya gelmediğinde antrenör ve sporcu başarısız ilan edilir. Madalya geldiğinde ise süreç sorgulanmaz. Bu durum kısa vadeli kazanımları ödüllendirirken, uzun vadeli zararları göz ardı eder. Sonuçta sürdürülebilir başarı yerine dönemsel başarı üreten bir yapı ortaya çıkar.
Böylece spor kültürü ile gelişim zihniyeti arasındaki çatışma derinleşerek devam eder. Bu çatışma yalnızca bilgi eksikliğinden kaynaklanmaz asıl sorun irade eksikliğidir. Gelişim zihniyeti sabır ister, zaman ister ve en önemlisi hesap verebilirlik gerektirir. Oysa mevcut sistem, hızla sonuç üretmeyi ve konfor alanını korumayı tercih etmektedir.
Bu nedenle gelişim zihniyeti çoğu zaman söylem düzeyinde kalır uygulamada karşılık bulamaz.
Oysa Türkiye’de sporun gerçek dönüşümü, yeni tesisler ya da daha büyük bütçelerle değil zihniyet değişimiyle mümkündür. Gelişim zihniyeti, bireylerden önce sistemi dönüştürmeyi gerektirir. Hatanın cezalandırılmadığı, çabanın görünür olduğu ve sürecin değer gördüğü bir spor kültürü inşa edilmeden kalıcı başarı beklemek gerçekçi değildir.
Gelişim zihniyeti bir tercih değil, bir zorunluluktur. Türkiye sporda geleceğini korumak istiyorsa kazanmayı değil, öğrenmeyi merkeze alan bir spor kültürü inşa etmek zorundadır.
&&&
Umut ediyorum ki Türkiye’de madalya kazanılamadığında, sorumluluk antrenör ve sporculara yüklenmeden önce, başarısızlığı üreten sistem ve hakim spor zihniyeti cesaretle sorgulanır.