Genç yeteneklerin neredeyse %90’ı
0 yorumlar
Genç yeteneklerin neredeyse %90’ı yetişkinlikte neden başarılı olamıyor?
Kaynak: Steve Magness- Science dergisi çalışması.
Önde gelen bilimsel dergi Science’da yayımlanan ve bilim, müzik, satranç ve spor gibi alanlardan 34.000 bireyi kapsayan çalışma, gençlikteki başarı ile yetişkinlikteki üst düzey performans arasındaki ilişkiyi inceleyen bugüne kadarki en kapsamlı araştırmalardan biri.
Çarpıcı bulgu; Genç yaşta en başarılı performans gösteren bireylerin yaklaşık %90’ı, yetişkinlikte aynı başarı düzeyine ulaşamıyor.
Başka bir ifadeyle, “büyük yetenek” olarak görülen her 10 gençten yalnızca 1’i, yetişkinlikte de zirvede kalabiliyor.Bu sonuç, yalnızca sporu değil insan gelişimine dair yerleşik kabulleride sorguluyor.
Erken Başarı = Geç başarının habercisi mi?
Araştırma, Nobel ödüllü bilim insanlarını, Olimpiyat şampiyonlarını ve satranç büyük ustalarını da kapsıyor ve bulgular oldukça net.
12 yaş altı şampiyonalarında öne çıkan çocukların, Olimpiyat podyumuna çıkma ihtimali son derece düşük. Erken yaşta zirve yapanlar, çoğu zaman tek bir alanda erken uzmanlaşmış bireyler. Buna karşılık, yetişkinlikte olağanüstü performans gösterenler genellikle,
Farklı sporları denemiş,
Çeşitli akademik alanlara ilgi duymuş, Birden fazla müzik aletiyle tanışmış,
Yani uzun bir keşif ve deneme döneminden geçmiş bireylerdir.
Bu nedenle erken başarı, uzun vadeli büyüklüğün güçlü bir göstergesi olmadığı gibi, bazı durumlarda olumsuz bir sinyal bile olabilir.
Araştırmaya dair en çarpıcı yorumlardan biri, Peak Performance kitabının yazarı Steve Magness’tan geldi.
“Performans söz konusu olduğunda, kaplumbağa gerçekten de tavşanı geride bırakıyor.”
Magness’e göre erken dönemde hızla yükselenler, Çabuk sonuç alıyor, Ancak öğrenme alanlarını daraltıyor,
Tükenmişlik, sakatlık ve yanlış alana sıkışma riskini artırıyor.
Buna karşılık geç olgunlaşanlar, Geniş bir öğrenme sermayesi inşa ediyor, Kısa vadeli başarıyı değil, uzun vadeli gelişimi önceliklendiriyor, Yıllar sonra bunun meyvesini topluyor.
“Arama ve Eşleştirme” Hipotezi araştırmacıları bu süreci “arama ve eşleştirme” hipoteziyle açıklıyor “İnsan, farklı alanları deneyerek kendi yetenekleriyle en iyi örtüşen yolu bulur”.
Eğer çocuk yalnızca tek bir alana erken yaşta zorlanırsa,Ne yapabildiğini değil, neye zorlandığını öğrenir. En uygun olduğu alanı keşfetme şansını kaybeder.Bu yüzden uzmanlaşma, başlangıç noktası değil,çok sayıda deneme ve keşfin ardından varılan bir sonuç olmalıdır.
Ne yazık ki mevcut gençlik ve spor sistemleri,
Erken gelişenleri seçmeye, Hızlı ve disiplin odaklı ilerlemeye, Kısa vadeli başarıyı ödüllendirmeye göre tasarlanmış durumda.
Bu yapı, Geç gelişenleri eliyor, Geniş potansiyeli dar kalıplara sıkıştırıyor,
İnsanı bir üretim hattı gibi ele alıyor. Oysa insan gelişimi, verimlilik hileleriyle optimize edilebilecek bir süreç değildir.
Dünya çapında tanınmış yetişkinlerin ortak bir özelliği var “Hayat yolları düz ve hızlı değil, dolambaçlı ve engebelidir”.
Bu sapmalar Becerileri genişletir, Merakı canlı tutar, İçsel motivasyonu artırır, Farklı alanlar arasında bağlantı kurma becerisi kazandırır.
Nitekim Nobel ödülü sahiplerinin, yaşıtlarına kıyasla sanatsal hobilerle ilgilenme oranı çok daha yüksektir. Çünkü yenilik, çoğu zaman alanların kesişim noktalarında doğar.
Bu çalışma bize şunu söylüyor…
Erken başarı kutsallaştırılmamalı,
Geç gelişim cezalandırılmamalı,
Çocukların keşif alanları daraltılmamalı.
Mükemmellik, hızla varılan bir nokta değil,
sabırla, çeşitlilikle ve zamanla inşa edilen bir süreçtir.
Ve çoğu zaman, gerçekten büyük olanlar…
En başta en parlak görünenler değildir.
&&&
Türkiye’de son on yılda alt yaş gruplarında başarı elde eden pek çok genç yetenek, ne yazık ki büyükler kategorisine geçildiğinde zirve yarışının gerisinde kalarak görünmez hale gelmiştir. Madalya potansiyeliyle parlayan bu sporcuların önemli bir bölümü, bugün ne uluslararası arenada ne de sürdürülebilir bir spor kariyerinde yer bulabilmektedir.
Bu tablo, kesinlikle genç yeteneklerin yetersizliğinin sonucu değildir. Asıl sorun, bu çocukları henüz gelişim süreçleri tamamlanmadan, uzun vadeli insan gelişimi yerine kısa vadeli sonuçlara odaklanan, onları adeta yarış atı gibi kullanan anlayışın kendisidir. Erken yaşta aşırı yarışma yükü, tek yönlü uzmanlaşma baskısı ve sürekli “kazanmak zorundasın” dayatması bu çocukların hem fiziksel hem de zihinsel gelişimini tüketmiştir.
Asıl sorulması gereken soru şudur “Geleceğin Olimpiyat şampiyonu olabilecek bu sporcular şimdi neredeler?
Onlarla bugün kim ilgileniyor?
Bu kayboluşu kim sorguluyor? Ve en önemlisi bu çocukların uzun vadeli gelişimi için bugüne kadar hangi yapısal önlemler alındı, hangi politikalar üretildi?”
Bu sorular cevapsız kaldığı sürece, alt yaşlardaki her yeni başarı hikayesi, aslında ileride yaşanacak bir kayboluşun habercisi olmaktan öteye geçmeyecektir. Çünkü mesele yetenek bulup onları on, on iki yaşında rekabete sokmak değil, bulunan yeteneği koruyacak, geliştirecek ve yetişkinliğe sağlıklı biçimde taşıyacak bir sistem inşa edebilmektir.
” Kalın Sağlicakla”
